efendimizaleyhisselam

LutfiKasranogluDelikanlılık yıllarımızda bir arkadaş gurubuyla takılıyor, lak lak edip duruyoruz. Babam o gün Hakikat Kitabevi'nden Mustafa ağabeyi almış getirmiş. Tanıştırdı. Bir teşehhüt miktarı oturmadan kanımız kaynadı. "Toplantılarımıza katılır mısınız?" dedik kırmadı. Dile kolay tam 25 yıl nazımızı çekti, sıkıntılarımıza katlandı.

Mustafa Abi kendini setr ederdi. Büyüklüğü de oradan geliyor zaten. Dışarıdan baksan ona buna yemek tarifleri yapan şişman bir adam. Neşelidir, güler, güldürür, şen şakrak kahkahalar atar, ancak manevi değerlere ufaktan dokunuldu mu tanıyamazsınız. Bir celallenir, binayı inletir adeta. Onca insan gelir gider, istişare eder, kimsenin sırrı sızmaz dışarıya. Baktı söz dedikoduya akacak, mevzuyu değiştiriverir başka bir laf atar ortaya.

ÇORBASIZ OLMAZ

Kırkını geçenlerle uğraşmaz, bütün mesaisini gençlere harcar. İnsana çok ehemmiyet verir. "Biri yakalayın" der, "Allahü teâlâ bir, Resulullah bir. Bir insan az değil!"

Sabırlıdır, kimseyle takışmaz; sapıklar, sahtekârlar hakkında da atıp tutmaz. Uzun uzun İslam alimlerinin büyüklüğünü anlatır. Muhatapları farkı fark eder, mesajı alırlar. Veliyullaha karşı hudutsuz bir muhabbet besler, onlara toz kondurmaz.

Hanımın dayısı kanserdi. Ağırlaştı.. Birlikte gittik başına. Uzun uzun okudu, sonra Allahü tealanın izni ve keremi ile Abdülkadir Geylani hazretlerini çağırdı imdada. Nasıl bir ruhaniyet şaşarsın, sanki yanımızdalar. O ıstıraplı adamın yüzü gülmeye başladı. Gözünü huzur içinde kapadı ayan beyan. İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat'ını biz de okuruz ama o başka okur. Sanki Serhend meltemleri eser mekânda.

Adamına çok sahip çıkar. Dostuna sataşanın gözünü oyar. Karadenizliyim ya! Zaman zaman "saat 12'yi geçti, kafan çalışmaz" diye takılırlar. Ben güler geçerim ama o bir mim koyar. O lafı sahibine mutlaka yedirir, mızrağı sallar sallar 12'den çakar.

Bir keresinde Mustafa Örnek ağabeyin evindeyiz. Sağolsun hanımı hazırlık yapmış gitmiş komşuya . Evde elli kişi varız belki. Sordu "Çorba da var mı?" "Börek var, çörek var, meyve, çay hepsi tamam... Ama çorba ııh? Hem kimin aklına gelir ki?"

- Kalk Lütfü çorba yap!

Geçtim ocak başına. Yok şöyle çevir, su kat, tuz at, salça sal... Bir taraftan sohbet devam ediyor.

Sırrı, Mehmet Polat abi çözdü geçenlerde, "O gün üzerimde nasıl kırgınlık vardı anlatamam" dedi, "Ah şöyle sıcak bir çorba olacak ki diye diye çaldım kapıyı, baktım senin elinde kepçe, tencere tıkırdamakta... Tadına vara vara içtim damarlarım açıldı adeta!"

Durduk yerde helva yaptırası tutar. Bir taraftan tarif verir, sen fıstık ara, sen şerbet hazırla... Bayram değil seyran değil. İçimizden birinin canı çekti mutlaka...

SÖZ USTASI

Yalnız Anadolu'da değil Orta Asya ve Balkanlarda gitmediği görmediği köşe yoktur. Bir vilayetin örfü, ananesi, el sanatları, mutfak kültürü, tarihi ve mimarisi üzerinde konuşmaya başladı mı doyamazsın, ağzından bal damlar.

Bir gün çevre yolunda ilerliyoruz adım adım ama. Patavatsız bir trafik polisi laf attı "ver ver o kiloları!"

"Maşallah kabiliyetinize hayranım beyefendi" dedi, "Hem trafiği idare ediyorsunuz, hem telsiz dinliyorsunuz hem de araçların içindeki insanların sıhhatini düşünüyorsunuz. Maşallah!" Kendisi öyledir halbuki. Üç işi birden idare eder, dikkati dağılmaz.

Pastacı Kazım Seki, "Bana bir pasta tarifi yaptı, inan utandım" demişti, "O ne dikkat, o ne püf noktalar?" Bak ben Karadenizliyim Karadeniz'i onun kadar tanımam.

Zekiydi, gayretliydi, neşeliydi.. "En"lerin insanıydı rahmetli... Parayı necaset gibi tutar, anında hayra harcar. Garipler gözetir kollar, baş köşeleri ayırır onlara. Bazen sohbet düzenlenir, bakarsın 3 - 4 kişi gelmiş ancak. Belli ki bir problem var. Belki de evin hanımı hoşlanmıyor. Kimseye yük olmak istemez, öyle ya hizmet gönül işi, zorlamakla olmaz.

HAZA DOST

Arkadaşlarını arkada taşımaz! Daima önde tutar, beraber yürür ve alır ortaya atar. Soru soranı sever lakin "sualiniz değerli olsun" der, "laf olsun diye parmak kaldırma!"

Serte sert davranır, halime halim. Kime nasıl gerekiyorsa. Vefalıdır da. Bir lokmanızı yedi, 40 yıl geçse unutmaz.

Arkadaşlarla firma kurduk, Mustafa Abi bizden fazla heyecanlandı. Gıyabımızda hatimler indiriyor, adaklar adıyor. Davet ettik geldi, göz yaşı ile açtı ellerini "Malınız kadar zekatınız olsun inşallah!"

Olur mu olur. Allahın hazinesinde çoook. Silahtan çıkan mermiyi çevirir dua.

Bana iki kutu yaptır diye nasihat etmişti. Birini evin kapısına koy, birini işyerine as. Evden çıkarken sadaka vermeyi unuttun mu? Gel iş yerinde at. Bir gün biri bir şey istedi, git kutuyu aç.

Mustafa Abi kibrit gibi parlayanlardan hoşlanmaz. Az yap, sürekli yap.

İslamiyeti anlatmak herkesin harcı değil ama herkes bir kitap hediye edebilir pekala... Bir gün kucak kucak dağıttın, git beş sene yat. Yok öyle, arabanda çantanda devamlı bulunsun, ehlini buldukça uzat. Her şeyden önce kendi evladınla uğraş, al onları karşına, bir şeyler anlat. Gençleri eylemesi zordur, nasihat dinlemek dünyanın en zor işi, kızmak yasak, önce sevdirmeye bak.

ECELİ Mİ ÇEKTİ?

Türk dünyası böyle bir abi görmedi. Ne kadar seveni varmış meğer. Gidince anladım, bir efsaneymiş Orta Asya'da. Türkmen, Kazak, Özbek, Çerkez, Kürt, Boşnak, Arnavut, Gürcü, Laz.... Çocukla çocuk olur, hepsine ağabeylik yapar.

Son Türkmenistan ziyaretini çok arzulamıştı, vize işi sarpa sarınca vazgeçer sandık ama tam 2.5 ay uğraştı, evrakı tamamladı. Onca yıl sonra gitti fakülteden diploma suretlerini çıkardı. Halbuki 63 yaşındaydı... Hoşlandığı işler de değil, bir şeyler olacak ama...

Türkmenistan dediğin bildiğin çöl. Çok keyifli yerler değil, hani görülecek daha cazip yerler var. O gün Yusuf-i Hemadani hazretlerinin kabri başında muhteşem bir sohbet yapıyor. Halk bazı şeyleri yeni yeni öğreniyor. Bölgede İran ve Suudilerin ciddi propagandaları var, Türkler ortada görünmüyorlar. Kafalarda sorular, insanlar danışacak "aksakal" arıyor.

Oradan karayolu ile İran'a geçiyor. Vefatından onbeş dakika evvel Kümbet-i Kavus denilen yerde Şah-ı Nakşibend'in (Kuddise sirruh) talebesi Danişmend hazretlerini ziyaret ediyor. Bistam ve Harkan'a gitmek üzere yola çıkıyor.... Bir trafik kazası... Ve son nefesini veriyor.

Cenazeyi almaya gittik. İran'da bayağı fark edilmiş. Kim bu adam? Nasıl böyle kalabalık topluyor? Bizi de hayli sorguladılar.

Telefonu bana yadigar kaldı, masamın üstünde tutuyorum. Sanki gelip kullanacakmış gibi şarj ediyorum. Bazen arayanlar oluyor, 'öldü' demeye dilim varmıyor.

Developed by jtemplate